Düğün : Evlenme çağına gelen çocuğun anne ve babası çocuğa münasip buldukları bir kızı istemek için anlaşmaya vardıktan sonra , annesi çocuğuna durumu bildirerek onun rızasını alır.Kızın ailesi de bu duruma rıza gösterdikten sonra nişan hazırlıklarına başlanılır.Nişan hazırlıkları yapmadan önce kız evine haber verilerek nişan günü önceden kararlaştırılır.
Nişana damadın babası ve birkaç sözü geçen hatırı sayılır kimselerle gidilir. Kız tarafının evine gelindikten sonra münasip bir zamanda kızın babasına bir kürsü (Murat kürsüsü) verilir. Karşılıklı olarak gönül okşayıcı sözlerle konuşmaya başlanır. Konuşma, nişan meselesine getirilerek Allah' ın emri ile kız, oğlana istenir. Kızın ailesi teklifi kabul ettikten sonra , kız ailesinin istediği şartlar olan başlık meselesine geçilir. Alınacak olan başlık parası ile kıza çeyiz alınır, evlenme masrafları karşılanır. Söz kesiminde hazır bulunan hatırı sayılır kimseler başlık konusunda oğlan babasının maddi durumunu da dikkate alarak her iki aileyi anlaştırmaya çalışırlar. Şayet anlaşma sağlanamazsa kız evinin hazırlamış olduğu yemek yenmeden dönülür. Bu durum kız babasını protesto etmek anlamındadır. Anlaşma sağlandığı takdirde , düğün gününe bir kaç gün kala kız evine tekrar bir haberci gönderilerek düğüne mani bir hal olup olmadığı sorulur (Yakın akraba ölümleri durumunda düğünler ertelenir). Mani bir hal yoksa davetiyeler dağıtılarak düğün günü duyurulur. Düğün gününde gelen davetliler , davul zurna eşliğinde ev sahipleri ile birlikte karşılanır. Davetliler düğüne bazı hediyeler de getirirler.
Düğün gecesi çalgı eşliğinde oyun ve eğlencelerle neşe içerisinde geçirilir. Akşam yemeğinden sonra seçilen görevliler , kızın çeyizini sayarak listesini yaparlar. Bundan sonra seçilmiş olan diğer görevliler kınayı hazırlayarak bir tabağa koyar ve etrafında mumlar yakarak dizerler. Hazırlanan bu kına tabağını bekar davetliler elden ele alarak gezdirir ve oynarlar(raks ederler). Daha sonra kına , gelin ve damadın ellerine sürülür, nikah kıyılır. Düğünün biteceği sabah , gelin süslü bir ata bindirilerek civarda gezdirilir. Gezi tamamlandıktan sonra , gelini damadın evine getiren kafile kapının önünde durur. Bu arada damat ile sağdıcı(musayip) muhafızlar eşliğinde dışarı çıkarılır. Önde sağdıç arkada damat; evin damına çıkarılır. Sağdıç ,cebinden çıkaracağı elmayı üç kez öpüp anlına koyduktan sonra , damat bir adım öne çıkarak aldığı elmayı gelinin kafasına atar. Elmanın gelinin kafasına isabet etmesi, genelde arzulanan bir durumdur. Elma atımından sonra düğün sona erer.
Ancak yukarıda sözü edilen adetler ekseriyetle değişmiştir. Başlık parası yok denecek kadar azalmış , görücü usulü ile evlilik bitmiş, üç gün üç gece süren düğünler ve eğlenceler yerini üç saatlik pasta ve orkestralı , danslı eğlencelere bırakmıştır.
Sünnet Düğünü: Sünnete birkaç günü kala davetiyeler dağıtılır. Düğün günü, düğün yerinde davetliler çalgılarla karşılanır. O gün ve gece eğlenceler tertip edilir. Sabah kahvaltısı mümkün olduğu kadar erken verilir. Bu arada çocuklar hazırlanır Sünnetçi de bir masa veya ekmek tahtasını (Honçayı) hazırlar. Honçanın üstüne bir tepsi konularak içine sünnet takımları konur. Üzerine de yeni sünnet takımlarının altına hiç kullanılmamış bir havlu veya örtü konur. Önde sünnetçi olmak üzere davetliler kıbleye dönerek dualar edilir. Hayırlı olsun temennisiyle tepsiye para atılır. Bilahare sünnet yeri tenhalaştırılır. Yalnız sünnetçi, çocuklar (Kirveler) ve çocukların babası ile bir kişi görevli kalır. Kirve çocuğu tutar ve sünnet yapılır. Sünnet bittikten sonra görevlilere ılıtılmış su getirilerek eller yıkanır. Bu yıkanmada en üstte babasının eli sonra kirvelerin olmak üzere eller üst üste tutularak yıkanır. En üstteki ele hiç kullanılmamış bir sabun verilerek bu, elden ele aktarılır. Yıkanma biter, bilahare eller ayrı ayrı da yıkanır.
Bu şekilde el yıkama ile kirvelik bağı kurulmuş ve temiz bir aile meydana gelmiş olacaktır. Dualar okunarak yeni kurulan bu ailenin saadeti temennisinde bulunulur. Bundan sonra davetliler çocukları görür, tebrik eder ve ayrılırlar.
Kirvelik : Yöremizde çok muteber tutulan kirveliğe aynı zamanda Hz. Muhammed dostluğu da denilmektedir. Kirvelik kuran aileler arasında yedi sülale boyunca kız alış- verişi olmaz. Kirvelik üç nedene bağlı olarak kurulur;
a) Kötülüğü Önlemek İçin Kurulan Kirvelik: Bir ailenin diğer bir aileye bilerek veya bilmeyerek zararı dokunursa, zarar veren ailenin aile büyüğü zarar gören ailenin evine giderek onlara kirvelik teklifinde bulunur. Bu reddedilmeyecek teklifle birlikte oluşan kirvelik sayesinde geçimsizlik ve düşmanlık son bulmuş olur.
b) İhtiyaçtan Doğan Kirvelik: Mağdur ve muhtaç olan bir ailenin zengin bir aileye kirvelik teklif etmesiyle başlayan bu tür kirvelikte muhtaç durumda olan aile kötü maddi durumunu kısmen de olsa düzeltmiş olur.
c) Sevgiye Dayanan Kirvelik: Kirveliğin esasını sevgiye dayanan kirvelik bağı oluşturmaktadır. Birbirlerini çok seven iki kişinin bu sevgiyi manevi bir bağla perçinleyip daha da pekiştirerek evlatlarına intikal ettirmek için kurdukları sonsuz dostluktur. Şunu da belirtelim ki kirvelik, kişiler arasında değil aileler arasında korulun sonsuz dostluktur.
Yöresel Yemeklerimiz ;
Günümüzde her türlü sebze yemeği yapılmakla beraber, eskiden daha çok buğday ağırlıklı yemekler yapılırdı. Buğday öğütülerek yapılan undan; bicik(babko,kömme), sirin(şire sac), keşkek, haşıl, bişi, kaygana, katmer, börek, kete, kesme çorbası, un helvası, kavut, yalancı köfte.. yapılan yöresel yemeklerimizdendir.
Buğdayın, dıng denilen su değirmeninde veya dibek(soku) denilen oyuk taşın içinde elle dövülmesi sonucu elde edilen gendime(dövme), yine buğdayın büyük kazanlarda kaynatılıp güneşte kurutulduktan sonra su değirmeni veya sokuda elle dövülüp kepeği ayrıldıktan sonra kaba şekilde dıstar denilen el değirmeninde öğütülen bulgurdan yapılan yemeklerde vardır.
İkinci ağırlıklı beslenme kaynakları da hayvancılığa dayalı ürünlerdir. Sütten elde edilen yoğurt, tereyağı, ayran, çokelek ve etten yapılan haşlama, sac kavurması, kışlık kavurma, kelle paça gibi yemekler vardır.
Yöremize özgü kırlardan, çayırlardan, bahçelerden toplanan pancar da denilen çeşitli otlar; kuzu kulağı, madımak, zırık, yemlik, tekke sakalı, ısırgan, tirşik(ekşilik) ile dağlarda yetişen çiriş(yolige), savıle, ışkın, göbelek denilen çaşır mantarı, kenger ve daha sayamadığımız çeşitli otlardan yapılan ve genellikle ayran katılarak yenilen zengin bitki mutfağımız vardır.
Yöresel Halk Giysilerimiz ;
Günümüzde köyümüze has bir giyim şekli yoktur. Köylümüz büyük metropollerde, gelişmiş batı ülkelerinde kullanılan(aşırı olmamak kaydıyla) giysileri kullanmaktadır. Ancak eskiden köyde yaşayan insanların kullandığı, köyümüze has giysilerde vardır. Kadınlar kafalarına ön tarafı gümüş paralarla süslü taç, tacın üzerine gümüş tepelik, bunları tutturmak için puşi, puşinin üzerine de leçek veya yazma denilen baş örtüsü bağlanırdı. Kadınlar giysi olarak, ayak bileklerine kadar uzun olan ve entari denilen giysiyi giyerlerdi ve peştamal takarlardı. İhtiyar kadınlar ayrıca bellerine şal takarlardı. Genç kızlar da başlarına eşarp takarlardı.
Erkekler pantol, çeket, gömlek, yelek, köyde el ile örülen yün çorap ve lastik ayakkabı giyerdi. Altmışlı yıllardan önce de genellikle büyük baş hayvanların derisinden yapılan ve köyde el ile dikilen çarıklar da giyilirdi.
Yine altmışlı yıllardan önce, üç gün üç gece yapılan düğünlerin son gününde gelin ve berbi denilen düğün sahibinin yakını olan kadınlar siyah ehram giyerlerdi,gelinin yüzü ayrıca peçe denilen ince örtü ile kapatılırdı. Gelin ve damadın yakını berbiler ata bindirilerek davul zurna eşliğinde köyün dışından gezdirilip düğün sahibinin evinin önüne gelinirdi, burada berbiler attan iner ve ehramlarını çıkarırlardı.







